Severek Okuyabileceğiniz İngilizce Hikayeler ve Türkçeleri

Severek Okuyabileceğiniz İngilizce Hikayeler ve Türkçeleri

İngilizce hikayeler, İngilizce öğrenme sürecinde yararlanılabilecek en zengin kaynaklardan biridir.

 

İngilizce hikayeler okuyarak hem kelime dağarcığınızı genişletebilir, hem de İngilizce okuma becerinizi geliştirebilirsiniz.

 

Okumanın yanı sıra, İngilizce dilinin temel prensiplerini ve dil bilgisi kurallarını daha da pekiştirmek adına, kendiniz de İngilizce hikayeler yazarak İngilizcenizin gelişmesine katkıda bulunabilirsiniz.

 

Bu yazımızda size İngilizce hikaye yazmanın püf noktalarını ve severek okuyabileceğiniz İngilizce kısa hikayeleri Türkçe çevirileriyle birlikte derledik. Keyifli okumalar 🙂

İngilizce Hikayeler Okumanın Dil Gelişimine Önemi

 

İngilizce hikaye okumak yeni kelime öğrenimi açısından çok önemlidir. Ne kadar çok okursanız, o kadar çok yeni sözcük öğrenirsiniz. Sözlük yardımıyla bilmediğiniz kelimeleri öğrenebilir, unutmamak adına bir yere not edebilirsiniz. Bu kelimeleri ara sıra tekrar ederek, cümle içinde kullanmayı deneyebilirsiniz.

 

İngilizce dil ve anlatım kurallarını daha detaylı öğrenip, günlük konuşmalarda İngilizceyi doğru kullanabilmenizi sağlamak açısından İngilizce hikayeler okumak çok önemlidir.

 

Hızlı okuma ve anlama kabiliyeti edinebilmeniz açısından da İngilizce hikayeler sizin için değerli bir kaynak oluşturur.

 

İnternette kendi seviyenize göre çeşitli İngilizce hikayeler bulabilirsiniz. Başlangıç seviyesi hikayeler artık size çok basit gelmeye başladığında orta ve ileri seviyelere geçerek, İngilizcenizin sürekli olarak gelişmesini sağlayabilirsiniz.

 

İngilizce Hikaye Yazmanın Püf Noktaları

Hikaye yazmak, dil gelişimi için oldukça önemli bir aktivitedir.

 

Okuyarak öğrendiğiniz yeni kelimeleri ve dil bilgisi kurallarını pekiştirmek için uygulama çok önemlidir. Uygulayarak öğrenmek için de en iyi adım, kendi oluşturacağınız İngilizce hikayelerdir.  

 

Sözlük kullanmak bu süreçte daha çok kelime bilgisi edinmenizi sağlayacaktır. Hikaye okurken bir kenara not ettiğiniz kelimeleri de kendi yazdığınız hikayelerde kullanabilir, kulak aşinalığı kazanabilirsiniz.

 

Dili öğrenmeye yeni başlamışsanız, hikayelerinizin olabildiğince basit olmasına özen gösterin. Basit konular ile daha anlaşılır bir anlatım sağladığınız hikayeler, dilin temel unsurlarını pekiştirmenize yardımcı olacaktır. Yazabildiğinizi gördükçe de öğrenme şevkiniz artacaktır. 

 

Mesela; izlediğiniz bir filmden sevdiğiniz bir sahneyi, dinlediğiniz bir şarkının size hissettirdiklerini veya başınıza gelen bir olayı İngilizce olarak hikayeleştirmek ile başlayabilirsiniz. Yazmak için kişisel bağınız olan ve sizi ilgilendiren konular seçtiğiniz zamanhem daha akıcı bir şekilde yazabilir hem de daha uzun İngilizce hikayeler oluşturabilirsiniz.

 

Okuyarak öğrendiğiniz İngilizce gramer kurallarını ve İngilizce deyimleri, kendi hikayelerinizdeki konseptlere uygulayarak dilin zihninize yerleşmesini kolaylaştırırsınız.

 

1. İngilizce Hikayeler – Kısa İngilizce Hikayeler:

The Tortoise and the Hare (An Aesop Fable)

In a land far far away, there lived an enthusiastic but arrogant little Hare. He would always make fun of his friend, Tortoise for being so slow.

 

“You are so slow. How do you ever get anywhere?” he would ask the Tortoise.

 

The wise Tortoise would answer:

 

“Easily. I can show you. Let’s race and I can prove it to you!”

 

The hare laughed and laughed at this ridiculous proposal. He stopped to think about it for a bit. He didn’t believe that the Tortoise stood a chance against his very own fast legs.

 

But still, he agreed to this race because he liked having fun. The Fox became the judge and the race started!

 

The Hare started running with all its might and soon, he had vanished into the distance. The Tortoise was nowhere to be seen.

 

The Hare laughed and laughed to himself. He decided to take a nap beside the race track.

 

But he didn’t know that, the Tortoise was moving slowly but surely on the race track – determined to win.

 

After a while, the Tortoise passed through the shed where the Hare was still fast asleep. When he finally woke up, he saw that the Tortoise was almost at the finish line.

 

He started running as fast as he could to catch up – but the Tortoise had already crossed the finish line.

 

Upon his victory, the Tortoise smiled, turned to his friend and said:

 

“It’s not always the fastest who wins the race.”

 

Tavşan ile Kaplumbağa (Türkçe)

Uzak diyarların birinde, çok hevesli ama bir o kadar da kibirli bir Kır Tavşanı yaşarmış. Bu Tavşan arkadaşı Kaplumbağa ile yavaş hareket ettiğinden ötürü sürekli alay edermiş.

 

”Çok yavaşsın. Bir yerlere nasıl ulaşıyorsun, merak ediyorum doğrusu!” diye sorarmış Kaplumbağa’ya.

 

Bilge Kaplumbağa da şöyle cevap vermiş:

 

“Gayet kolay bir şekilde. Var mısın yarışalım ve sana kanıtlayayım!”

 

Kır tavşanı bu saçma teklife gülmüş de gülmüş.  Sonra da bir durmuş ve düşünmüş. Kaplumbağa’nın onun kendi hızlı ayaklarına meydan okuyabileceğine hiç inanmamış.

 

Ama yine de teklifi kabul etmiş çünkü Tavşan eğlenmeyi seviyormuş. Tilki’yi hakem yapmışlar ve yarış başlamış!

 

Tavşan var gücüyle koşmaya başlamış ve bir süre sonra gözden kaybolmuş. Kaplumbağa’ya bakmış ama Kaplumbağa ortalıkta yokmuş.

 

Tavşan tekrar kendi kedine gülmüş de gülmüş. Sonra da, yarış pistinin yanında bir yerde biraz uyumaya karar vermiş.

 

Ancak bilmediği bir şey varmış – Kaplumbağa kazanmaya kararlı bir şekilde, yavaş ama emin adımlarla pistte ilerliyormuş.

 

Bir süre sonra, Kaplumbağa Tavşan’ın uykuya daldığı küçük kulübenin yanından geçmiş. Ancak Tavşan hala derin bir uykudaymış. Tavşan sonunda uyandığında, Kaplumbağa’nın neredeyse bitiş çizgisinde olduğunu görmüş.

 

Ona yetişmek için var gücüyle koşmuş ancak varana kadar Kaplumbağa bitiş çizgisini çoktan geçmiş bile.

 

Zaferinin üzerine Kaplumbağa gülmüş ve arkadaşına dönüp şöyle demiş:

 

“Yarışı kazanan her zaman en hızlı olan değildir.”

 

2. İngilizce Hikayeler – Kısa İngilizce Hikayeler:

James and Kiwi

There was a little boy named James who lived in a small village with his sister and their parents.

 

James was a very happy child. He loved playing outside with his friends and watching birds fly through the sky from their backyard.

 

One day, James and his family went to the zoo. There, they saw elephants, giraffes, tigers, lions and many other animals with different shapes and sizes.

 

James slowly walked by the cages of the exotic animals. He stopped right in front of one of the cages. He opened his eyes wide with excitement. In the cage, there was a beautiful parrot with yellow and blue feathers. His eyes shined bright like diamonds.

 

The parrot saw James and said “Hi!”

 

James said, “Hi to you too!”

 

And then, the bird began to sing the most beautiful song James had ever heard.

 

When the bird was finished, James ran back to his parents and begged:

 

“Mom, dad, please let me take this beautiful parrot home. I will take very good care of it, I promise!”

 

His parents said:

 

“That’s impossible, James. That bird belongs to the zoo.”

 

James insisted:

 

“Please, mom. Please, dad. I already gave him a name – his name is Kiwi!”

 

At that moment, a zookeeper opened Kiwi’s cage to feed him. In an instant, Kiwi escaped from the tiny opening and starting soaring through the sky.

 

James ran back to Kiwi and saw that the cage was empty. Seeing that his friend had left, he started crying.

 

“Come back, Kiwi! Come back…”

 

A few moments later, James felt something on his shoulder. It was Kiwi!

 

The bird said “Hi” and James said “Hi” back.

 

James was now very happy again. James and his parents took Kiwi home and they played together while the bird sang one of the most beautiful song that they had ever heard.

James ve Kiwi

Küçük bir kasabada James adında küçük bir çocuk, annesi babası ve ablasıyla birlikte yaşarmış.

 

James çok mutlu bir küçük çocukmuş. Dışarıda arkadaşlarıyla oynamaktan ve bahçede havada süzülen kuşları seyretmekten büyük keyif alırmış.

 

Bir gün, James ve ailesi hayvanat bahçesine gitmişler. Orada, filler, zürafalar, kaplanlar ve aslanlar gibi daha bir çok irili ufaklı hayvan görmüşler.

 

James yavaş yavaş kafeslerin arasından gezmiş. Bir tane kafesin önünde duruvermiş. Gözleri heyecandan kocaman açılmış. Çünkü bu kafesin için mavi ve yeşil tüylü çok güzel bir papağan duruyormuş. Gözleri birer elmas gibi parlıyormuş.

 

Papağan James’i görmüş ve ona “Merhaba!” demiş.

 

James de “Sana da merhaba!” diye karşılık vermiş.

 

Sonra kuş bir anda James’in hayatında duyduğu en güzel şarkıyı şakımaya başlamış.

 

Şarkı bittiğinde, James anne ve babasına koşup yalvarmış:

 

“Anne, baba, lütfen bu güzel kuşu eve almama izin verin. Söz veriyorum, ona çok iyi bakacağım!”

 

Annesi ve babası demiş ki:

 

“Bu imkansız, James. O kuş hayvanat bahçesine ait.”

 

James ısrar etmiş:

 

“Lütfen, anne. Lütfen, baba. Ben ona çoktan ismini bile verdim – onun adı Kiwi!”

 

Bu esnada, hayvan bakıcılarından biri Kiwi’nin kafesini ona yemek vermek için açmış. Kiwi, göz açıp kapayıncaya kadar o küçücük delikten kaçıvermiş ve gökyüzüne doğru havalanmış.

 

James Kiwi’nin kafesinin olduğu yere doğru koşmuş ve kafesin boşaldığını görmüş. Arkadaşının kaçtığını gören James ağlamaya başlamış.

 

“Geri dön, Kiwi! Geri dön…”

 

Bir kaç dakika sonra, James omzunda bir şey hissetmiş. Bu Kiwi’ymiş!

 

Kuş “merhaba” demiş ve James de “Sana da merhaba” demiş.

 

James şimdi tekrar mutlu olmuş. James ve ailesi kuşu eve götürmüşler ve kuş onların duyduğu en güzel şarkıyı şakırken beraber oyun oynamışlar.

 

3. İngilizce Hikayeler – Kısa İngilizce Hikayeler:

Lottie’s Sneakers

Little Lottie loved running around. She was a very active little girl.

 

Whenever her parents went away, she would go outside into the woods to run around and play with the animals.

 

One day, Lottie went running into the woods when her parents were asleep.

 

Her mother woke up in the middle of the night and went to Lottie’s room to see if she was sound asleep.

 

She opened her door and saw that her bed was empty. She screamed in horror. Lottie’s father came rushing in to see what was going on.

 

Lottie’s parents went outside to look for her. They finally found her next to a tree playing with a squirrel.

 

They took her home and were very mad at Lottie for going outside without their permission.

 

The next day, her father bought Lottie pink sneakers with flashing red lights at the back. The lights would flash with Lottie’s each step. Lottie fell in love with the sneakers.

 

“Thank you, daddy! They’re beautiful,” she said.

 

Her dad smiled and said:

 

“You can have these sneakers as long as you behave well. No more going out into the woods at the middle of the night without our permission. Or, I’ll have to take these sneakers back.”

 

Lottie promised and wore her sneakers with pride.

 

After that day, Lottie always wore her sneakers and never once left home without her parents’ permission.

 

Lottie’nin Spor Ayakkabıları

Küçük Lottie etrafta koşuşturmayı çok severdi. Aktif bir küçük kızdı.

 

Ailesi ne zaman dışarı çıksa, o da tek başına hayvanlarla oynamak için ormanlık alana kaçardı.

 

Bir gün Lottie, ailesi uyurken yine ormana kaçtı.

 

Annesi gece uyandı ve Lottie iyi uyuyor mu diye bakmak için Lottie’nin odasına gitti.

 

Oda kapısını araladı ve Lottie’nin yatağının bomboş olduğunu gördü. Korku içinde bir çığlık attı. Babası hemen koşarak annesinin yanına geldi.

 

Lottie’nin annesi ile babası onu aramak için dışarı çıktılar. Sonunda onu bir ağacın yanında bir sincapla oynarken buldular.

 

Onu eve götürüp, onlardan izinsiz gittiği için Lottie’ye kızdılar.

 

Ertesi gün, Lottie’nin babası ona arkasında kırmızı yanıp sönen ışıklar olan pembe spor ayakkabılar hediye etti. Lottie’nin her adımında ışıklar yanıp sönüyordu. Lottie spor ayakkabılara adeta aşık oldu.

 

“Teşekkür ederim, babacığım! Çok güzeller,” dedi.

 

Babası gülümsedi ve:

 

“Uslu durduğun sürece bu ayakkabılar sende kalabilir. Artık gecenin köründe ve bizden izin almadan evden kaçmak yok. Yoksa bu ayakkabıları geri almak zorunda kalacağım.”

 

Lottie uslu duracağına söz verdi ve gururla spor ayakkabılarını ayağına geçirdi.

 

O günden sonra, Lottie ayakkabılarını hiç ayağından çıkarmadı ve ailesinden izinsiz de evden hiç kaçmadı.

 

4. İngilizce Hikayeler – Kısa İngilizce Hikayeler:

The Magic Lamp

A boy named Alex found a magic lamp in their backyard. He couldn’t believe his eyes. It was just like the fairytale his mother used to tell him. He took the lamp home.

 

He rubbed and rubbed it but nothing happened. Finally, a genie appeared.

 

“I grant you three wishes, little boy. Say, what is your first wish?” he said.

 

Alex stopped to think for a while.

 

“I wish to have all the toys in the world!”

 

All of a sudden, all the toys in the world appeared in his tiny little room!

 

“Say, what is your second wish?” the genie said.

 

Alex thought for a bit.

 

“I wish to have all the candy in the world!”

 

All of a sudden, all the candy in the world appeared in his tiny little room!

 

“Say, little boy. What is your third wish?” asked the genie.

 

Alex immediately answered.

 

“I wish to have a million more wishes!”

Sihirli Lamba

Alex isimli küçük bir çocuk bir gün arka bahçelerinde bir sihirli lamba buldu. Gözlerine inanamadı. Tıpkı annesinin anlattığı masaldaki gibiydi. Lambayı eve götürdü.

 

Lambayı ovaladı ve ovaladı ama hiçbir şey olmadı. Sonunda lambadan bir cin çıkıverdi.

 

“Sana üç dilek hakkı veriyorum, küçük çocuk. Söyle bakalım, ilk dileğin nedir?” dedi cin.

 

Alex bir durdu ve düşündü.

 

“Dünyadaki bütün oyuncakları diliyorum!”

 

Aniden, dünyadaki bütün oyuncaklar Alex’in ufacık odasında beliriverdi!

 

“Söyle bakalım, ikinci dileğin nedir?” dedi cin.

 

Alex düşündü.

 

“Dünyadaki bütün şekerlemeleri diliyorum!”

 

Aniden, dünyadaki bütün şekerlemeler Alex’in ufacık odasında beliriverdi!

 

“Söyle bakalım, küçük çocuk. Üçüncü dileğin nedir?” diye sordu cin.

 

Alex hemen cevap verdi.

 

“Bir milyon tane daha dilek hakkı diliyorum!”

5. İngilizce Hikayeler – Kısa İngilizce Hikayeler:

Man and the Scorpion

One day, a man was taking a nap beside a river. His eyes caught a glimpse of a scorpion struggling to survive in the water.

 

He tried to save the scorpion but it stung his finger.

 

He stopped for a bit. He then tried again and again. The scorpion stung his finger each time.

 

At that moment, another man who was passing by stopped to watch what was happening. He couldn’t understand why the man kept touching the scorpion. He went over to the wise man and asked:

 

“You keep trying to save the scorpion even though it stings you each time. Aren’t you going to give up?”

 

The wise man turned to the man and answered:

 

“It’s in this scorpion’s nature to sting. And it’s in my nature to love… Why should I give up loving just because the scorpion wouldn’t give up stinging…”

 

Akrep ile Adam

Bir adam bir gün nehir kenarında dinleniyormuş. Gözüne suyun içinde can çekişmekte olan akrep ilişmiş.

 

Akrepi sudan çıkarmaya yeltenmiş ancak akrep onu sokmuş.

 

Bir süre durmuş. Sonra yılmadan tekrar denemiş. Akrep adamı yine sokmuş.

 

O sırada oradan geçmekte olan başka bir adam da olan biteni izlemekteymiş ve gördüklerine anlam verememiş. Nehir kenarındaki adamın yanına doğru ilerlemiş ve sormuş:

 

“Akrep seni soktukça sen onu kurtarmaya çalışıyorsun. Vazgeçmeyecek misin?”

 

Bilge adam da dönmüş ve şöyle cevaplamış:

 

“Sokmak akrepin doğasında var, benim doğamda ise sevmek… Akrep sokmaktan vazgeçmeyecek diye ben sevmekten neden vazgeçeyim…”

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir